by Karbonkale

Son Gönderİler

Gülüklü Çorba

Düğün çorbamız Alanya' nın yerel tatları arasında önde gelenlerden biridir.

Haşlanmış tavuk eti, pirinç, haşlanmış nohut, tereyağı, tavuk suyu, istenirse işkembe, limon suyu, domates salçası, ve baharatların yanında gülük adı verilen kıymadan yapılan toplar halindeki küçük köfteler ile yapılan çorba oldukça beğeniliyor.

Malzemeler
500 gram haşlanmış tavuk eti
250 gram kıyma
Bir kase haşlanmış nohut
Dört bardak tavuk suyu
Bir kaşık salça
Bir fincan pirinç ve 1 domates.
Bir çay kaşığı kırmızı biber
Bir çay kaşığı karabiber ve tuz


Yapılışı fazlasıyla el oyalayan ama tadıyla buna değen çorba için ayrı ayrı haşlanmış tavuk ve nohut hazırlanıyor. Tencereye konan yağda domates salçası ve domates parçaları kavruluyor. Karışım istenen kıvama gelince üzerine tavuk suyu ekleniyor. Haşlanmış nohut ve kıymadan hazırlanmış ve kızartılmış küçük toplar halindeki köfte tavuk suyuna koyuluyor ve kaynatılıyor. Bu karışıma pirinç ve haşlanmış tavuk eti ekleniyor. Çorbaya son olarak baharatları ve limon suyu eklenerek sunuma hazır ediliyor.
Cama vuran yağmur taneleri rüzgarla savrulurken Hasan, Dünya’ ya gözlerini açmıştı. O küçük olmayan bir evde, Selanik’ in yakın sayılacak bir köyünde başladı yaşam serüveni. Sarışın, yeşil gözlü görenlerin hayrete düştüğü çok güzel bir çocuktu. Köyleri ormanın hemen bitişiğinde çok güzel bir yerdi. İnsanlar tütün yetiştiriyor, hayvancılık yapıyorlardı.

Selanik' ten göçtüklerinde Hasan 5 yaşındaydı. Yılını tam hatırlamazdı ama Ramazan'ın sahurunda davullar çalarken ve memlekette ayvalar tam da çiçek açmış, anlaşılacağı üzere en güzel mevsim ilkbahar gelmişken, bayrama ulaşamadan ayrılmak durumunda kaldılar. O sene bayram namazını memlekette kılmak, çocuklara da şeker toplamak nasip olmadı...

Geleceği belirsiz bir yolculuğa çıkmayı vatanlarını terk etmeyi hiçbir zaman düşünmemişlerdi. Ta ki, Yunan çeteler onları öldürmeye başlayana kadar. Lozan' daki antlaşmadan 1923 sonra Mübadele Komisyonu kurulmuş, kimin nereye yerleşeceğine o komisyon karar vermişti. Yanlarına değerli eşyalarını alan Hasan ve ailesi köylerinden yürüyerek Selanik’ e doğru yola çıkmışlardı. Orada bir ay kadar Türkiye’ ye gidecekleri gemiyi beklemişlerdi, beklemek çok zordu. Hele belirsizlik…

Gülcemal Vapuru
















Ve nihayet kendilerini ana vatana götürecek meşhur Gülcemal Vapuru geldi. Babası Hasan' ı sırtında taşımış vapura götürmüştü. Selanik' ten ailesinin de içinde olduğu onlarcası, birlikte ünlü Gülcemal vapuruyla hareket etmişlerdi. Selanik’e son bir kez bakarak

Buraya da isteyerek gelmedik, buradan da isteyerek gitmiyoruz. 
Nasıl kader bizimkisi?
diye düşünmüş ve derin bir of çekmişlerdi.
Gemi hareket ederken memleketinden ayrılmanın acısıyla ağlamaya başlayan Hasan' ı babası Mustafa Kemal Paşa’ nın onları çağırdığını söyleyerek susturabilmişti.

Uzunca bir yolculuk onları bekliyordu. Gemiyle hiç bir limana uğramadan Çanakkale’ ye geldiler. Mübadillerin bir kısmı Hasan' ın ailesi dahil olmak üzere burada limana indirilmiş, diğerleri ise Gelibolu ve Mudanya istikametine devam etmişlerdi. Dediklerine göre Çanakkale' de iki hafta karantinada bekleyecekler daha sonra iskan edilecekleri yerlere gideceklerdi.

Mübadele komisyonu Hasan ve ailesinin Çanakkale' nin bir Rum köyü olan Erenköy' üne yerleşmesine karar verdi. Selanik’ te vapurda başlayan bilinmeze yolculuk Çanakkale’ den sonra kağnı üzerinde ve yayan devam etti.

Mübadele komisyonu kendilerine ev ve Selanik’ teki mallarını karşılayamayacak miktarda içinde çokluk zeytin biraz da incir ağacı bulunan Rum' lardan kalma bir arazi verdi. Oradaki zenginlik ve refah son bulmuş, Türkiye’ deki zorlu hayat başlamıştı. Köylerindeki evleri, arazileri, mezarları, hayvanları her şeyleri orada kalmıştı. Burada ise bir yıl Rum bir aileyle aynı evde yaşamak zorunda kalmışlardı. Rum kadın Hasan' ın annesini misafir geleceği zaman eksik bırakmaz çağırırdı. Birlikte yemek pişirir ve ikram yaparlardı. Yumurta kaynatır, börek açarak aynı sofrayı paylaşmak suretiyle güzel anları bölüşürlerdi işte. Ne gariptir ki ne kırgınlık ne öfke vardı mübadil Türklerde onlara karşı...
Üstüne üstlük, bir taraftan Erenköy yerlisi halk tarafından da dışlanırken diğer yandan suyun ötesinde yaptıkları tütün işini burada yapamamışlar ve neticede alışmadıkları şartlar onları çok zorlamıştı.

Erenköy, İntepe tekrar Erenköy
Erenköy' ün bugün bulunduğu coğrafya insanlık tarihi boyunca birçok kavime ev sahipliği yapmıştır. Erenköy' ün tarihi M.Ö 2700 yıllarına kadar gider. Antik dönemde Boğazın Alnı anlamına gelen Orfion olarak anılan Erenköy, Kuzey Ege' den Çanakkale Boğazı' na giren gemilerin ilk göründüğü yer konumunda bulunuyor. Erenköy' e gelenler, buradan Çanakkale Boğazı ve Saros Körfezi' nin yanı sıra, Tarihi Gelibolu Yarımadası, Gökçeada, Bozcaada ve Yunanistan' ın Semadirek ve Limni adalarını görme şansı bulurlar. Beldeden, Şehitler Abidesi de net bir şekilde izlenebiliyor. 1947 yılından sonra ismi İntepe olarak değiştirilen belde 2010 yılında referandumla tekrar Erenköy olarak değişinceye kadar İntepe ismiyle anıldı.

Üç Güzeller
MÖ 13. yüzyılda Truva kentinin kralı Priamos’ tur, küçük oğlunun adı Paris olup diğer oğlu Hektor ise ordunun komutanıdır. Anadolu şairi Homeros' un hem İlyada hem de Oysseisa destanında anlattığına göre;

Bir gün tanrıçalar arasında kıskançlığını kabartmak için ortaya çıkan nifak tanrıçası;

En güzel tanrıça kimdir ? 
sorusunu ortaya atar. Tanrıçaların hepsi kendisinin en güzel olduğunu düşünmektedir. Baş tanrı Zeus’ un karısı olan Hera da en güzel tanrıçanın kendisi olduğunu söyler. Kentlerin koruyucusu ve akıl tanrıçası olan Atena ile aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’ e göre yine en güzel kendileridir. Sonunda sorun Zeus’ a götürülür, ancak Zeus bu işe karışmak istemez ve çözümü bir ölümlüye havale eder. Onun hakem olarak seçtiği kişi, Paris olur.
Tanrıçalar, güzellik yarışmasını kazanabilmek için Paris’ e bir sürü rüşvet teklif ederler. Hera, Asya Krallığını; Atena, sonsuz akıl ve başarıyı teklif eder.
Afrodit ise dünyanın en güzel kadının aşkını vaad eder ki bu kadın, Sparta Kralı Menelaos’ un karısı Helena' dır.
Truva Savaşı

Bu arada Paris, Truva' da güzel tanrıçaların karşısına çıkar ve Afrodit’ in güzelliği karşısında tutulmuş, büyülenmiş bir şekilde en güzel tanrıçayı temsil eden elmayı Afrodit’in avuçlarına bırakır.

Tanrıça güzellik yarışını kazanan Afrodit, verdiği sözü tutarak Helena’ nın aşkını Paris' e verir. Kral Menelaos’ un sarayında misafir olarak gelen Paris, onun karısı Helena ile büyük bir aşk yaşamaya başlar ve Helena' yıı alarak Truva’ ya kaçırır.  Bunun üzerine Menelaos, Yunanistan’daki krallarının en güçlüsü olan kardeşi Agamemmon’ un giderek Truva’ ya bir sefer düzenlemesini sağlar.
Savaşın başlangıcında Truva oldukça güçlü durumdadır. Birçok tanrı da bu savaşta tarafını seçmişti. Bir yarı tanrı olan Aşil’ in Agamemmon yanında savaşa katılarak, Paris’ in kardeşi Hector ile mücadeleye girmesi neticede Hektor’ u yenerek öldürmesi, Odysseus' un tahta atı taktiği ile Truva' nın içten ele geçirilmesi savaşın sonucu belirlemiştir. Aşil ayaklarından arabasına bağladığı Truva ordusu komutanı Hektor' un cesedini Truva sokaklarında dolaştırmıştır. Truva kralı Priamos oğlunu (Hektor) Erenköy' e defnetmiştir, yani Orfion' a...

Aşil ve arabasına bağladığı Hektor

Yüzyıllar sonra yine aynı yerde Erenköy'de mübadil Şerif Hasan Sanrı' nın torunu Özgür ve eşi Çerağ Üzden ölmez ağacın, -hani o 1924 yılında mübadele komisyonu tarafından verilen zeytinliğin- mamülünü Orfion markasıyla kadim coğrafyanın hizmetine sundular. Belli ki kumandan Hektor, kardeşi Paris babaları Priamos, Dünyalar güzeli Helena ve nihayet mübadil Şerif Hasan ile ailesi öykümüzün kahramanları olmaları Özgür ve Çerağ' ın butik girişimi sayesinde oldu.

Henüz otuzlu yaşları süren mühendis (Çerağ Endüstri Özgür ise Metalurji Mühendisliği eğitimi) gençlerimiz özel sektördeki işlerini bırakarak 60/70 yıllık aile geleneğini güncellemeye giriştiler. Büyük dedeleri Şerif Hasan Sanrı zeytin yağhanesini 1953 yılında kurmuştu. Özgür' ün dedesi İzzet Üzden 1960 yılında naturel sızma zeytinyağı üretimini taş baskı sistemine dönüştürmüştü. Üçüncü kuşak Erdinç Üzden aynı babası İzzet gibi zeytin bahçesine doğdu ve aile geleneği zeytin zanaatını gelecek nesillere aktarma misyonuna devam ediyor. 2000 yıllarının başında modernize etme fırsatı bulduğu yağhanenin günümüzdeki soğuk sıkma teknolojilerine evrilişini Orfion serüveniyle heyecan içinde izliyor ve gözetiyor. İlk yılında ulusal ve uluslararası alanda 3 ödül birden alınınca gururla ifade etmekten çekinmiyor.

Bugünlerde ailenin son jenerasyonunu kucağına alma mutluluğu içindeki Orfion ailesinin Ayvalık' ta izlemenizi tavsiye ediyorum.

Gidene kadar arkamızdan söylenen;
Yemek yemadınız, 
Gene gelinız, 
Yeyinız, içınız. 
diyen sesini duyar gibiyiz, sevimli Rumeli şivesiyle Şerif Hasan'ın ...
Mekanı cennet olsun,
Hektor, Priamos, ve diğerlerinin, tamamını izleyen ölmez ağacın gölgesinde.

Kaynakça
wowturkey.com
Truva Savaşı 
orfion.com.tr/hakkinda/
Lozan Mübadilleri 1923
Zeytin Dostu
cumhuriyet.com.tr

Acur

Acır Dolması
1 kg yağlı parça veya kıyma et ile 1 çorba kasesi pirinç
3 kg acır ve 1 adet büyük boy soğan
4 yemek kaşığı pul biber, 1 demet maydanoz
3 yemek kaşığı domates salçası ve 5-6 diş sarımsak
Yarım çay bardağı sadeyağ ve yarım demet nane
2 tane domates
1 tatlı kaşığı karışık baharat ve yeterince su

Acırlar bol suyla yıkanıp tepeleri halka şeklinde düz olarak kesilir ve içi oyularak çıkarılır. Keserken acı çıkma ihtimaline karşı tadına bakmak gerekir. Bir tepsiye yıkanmış pirinç konulur. İnce ve iki cm uzunluğunda doğranan et, tuz, salça, baharat, pul biber, ince doğranmış soğan ve sarımsaklar ilave edilerek iyice karıştırılır; daha sonra nane ve maydanoz ilave edilir sonra bir bardak su ve yağ konularak karıştırılmaya devam edilir.
Bu şekilde hazırlanan harç, oyulmuş acıra doldurulup ağızları ince dilinmiş domateslerle kapatılır ve birinin dibi diğerinin ağzını kapatmak suretiyle, sıra halinde geniş bir tencereye dizildikten sonra üzerine dolma taşı ya da bir tabak kapatılır. Üzerini kaplayacak kadar suya bir tatlı kaşığı tuz karıştırılıp tencereye ilave edilir. Tencerenin ağzı kapatılarak hafif ateşte, suyunu çekinceye kadar pişirildikten sonra ateşten alınıp sıcak olarak servis yapılır, cacık veya koruk salatasıyla yenilir.


Ekşili Dolma
1 kg dolmalık patlıcan ve 1,5 kg dolmalık biber
2 su bardağı pirinç ve 750 gr yağlı parça (veya kıyma) et
Yarım kilo domates ve 2 büyük soğan
3 yemek kaşığı domates salçası, 1 çorba kasesi tane sumak
4 yemek kaşığı pul biber ve 1 baş sarımsak
Yarım su bardağı sadeyağ ve yarım demet maydanoz
Yeterince su
Karışık baharat
Nane ve tuz

Sumağın üzerine su alınarak ıslanması için bırakılır, patlıcan ve biberler oyulur. Bir tepsiye yıkanmış pirinç, yaklaşık iki cm uzunluğunda ince kıyılmış et ve yine ince kıyılmış soğan ve sarımsakla domatesin yarısı, kabukları soyularak küçük küçük doğranır. Bir bağ maydanoz yarım bağ nane de ince kıyılır hepsi bir araya getirilir. Üzerine salça, tuz, baharat, kırmızı biber, yağ ilave edilerek bir bardak suyla yoğrulur. Patlıcanlar, biberler üzerleri bir parmak boş kalacak şekilde doldurulur. Kalan domatesler ince dilinerek dolmaların üstüne kapak olarak konulur. Tencereye dizildikten sonra üzerine dolma taşları ya da ağır bir tabak kapatılır. Üzerine süzgeçten geçirilen sumak suyu ve üstüne çıkacak kadar tuzlu su ilave edilerek hafif ateşte pişirilir. Yeşil soğan ve cacıkla yenilir.
Mimbar Dolması

Mimbar
1 kg bağırsak, 2 su bardağı pirinç,
Yarım kg yağlı kıyma ve 2 orta boy soğan,
4 yemek kaşığı pul biber, 2 yemek kaşığı domates salçası,
Tuz, karabiber, tarçın
1 çay bardağı sadeyağ ve 1 demet maydanoz

Temizlenmiş bağırsak alınarak mutfakta iyice yıkanır. Pirinç de yıkanır ve bir tepsiye alınır. Et, salça, yağ, pul biber, baharatlar, tuz ve ince kıyılmış maydanoz ve soğan karıştırılarak harç hazırlanır. Bağırsağın yağlı ucu sol ele alınır. Sağ el bağırsağın içine yavaşça harç doldurulur. Dolan bağırsağın birkaç yerine iğne batırılarak içine su işlemesi sağlanır. Tenceredeki mimbarların üstüne çıkacak kadar sıcak su konulur, bir tatlı kaşığı tuz ilavesiyle hafif ateşte pişirilir.
Fenerbalığı Çorbası

1 adet fenerbalığı
1 adet kuru soğan, 2-3 dal kereviz sapı,
1 er adet havuç ve patates,
Limon kabuğu, 2 tane defne yaprağı
tuz ve 8adet tane karabiber

Terbiye;
1 adet limonun suyu
1 adet yumurta sarısı
2 yemek kaşığı un

Ayıklanmış fenerbalığını tuzlu suyla yıkayın. Havuç ve patatesi soyup küp küp doğrayın. Bütün olaran soğan, kereviz yaprağı, limon kabuğu, defne yaprağı, tane karabiber ile doğranmış havuç ve patatesi tencerenin içine yarleştirin. Üzerini örtecek kadar suyunu verdikten sonra 15 dakika kadar pişirin. Bu arada üzerinde oluşan köpükleri dışarıya alın.

Balığı tencereye ilave ederek 10 dakika daha haşlayın. Balığı ve defne yapraklarını tencereden ayırarak balık soğuyunca kılçıklarından ayıklayın.

Tenceredeki malzemeyi blender dan geçirdikten sonra balık etini ilave edip 5 dakika daha kaynatın.

Terbiye malzemesini iyice çırptıktan sonra yavaş yavaş çorbaya ekleyin. Çorba 5 dakika kaynadıktan sonra ateşten alın.
Sardalye

Ege'nin ılıman iklimi ve sakin denizi çok çeşitli balığın yaşayabilmesi için uygun bir ortam oluşturur. Günümüzde Ege'den çıkan ünlü balıkları şöyle sıralayabiliriz;
Dülger, akya, trança, çipura, sinarit fenerbalığı, mercan, barbunya, çizgili mercan, kaya barbunu litrinos, fangri, uskumru, karagöz, dilbalığı, sivri burun karagöz, lüfer, levrek, eşkina, lipsos, tekir, bakalyaro (merlangos), pervane balığı (mola mola), berlam, mezgit, melanurya, sarıgöz, pisibalığı, taş levreği (minekop) kupez, ateş balığı (sardalye), kefal, papalina, izmarit, iskorpit, istavrit, gelincik (Yahudi balığı) ispari, ayrıca diğer deniz ürünlerinden pavurya, ıstakoz, yengeç, kalamar, midye, supya ve ahtapot bol miktarda bulunur.

İlkbahar
Mart: Akya, kılıç, kefal, mercan, levrek ve kupezin lezzetli zamanıdır. Uskumru Karadeniz'in yoluna girer, artık çiroz dönemi başlar. Bu dönemde lüfer ve palamut pilaki yapılması uygun olur. Tekir her zamanki lezzetindedir ve tavası iyi olur. Bu ayda yenilebilen diğer balıklar için mezgit tava, sinarit trança şiş,kefal, izmarit ve levrek pilaki, lahos kağıtta, barbun ve iskorpit çorbası önerilir. Akyadan pastırma yapılır.

Nisan: Akya, levrek ve mercan bol çıkmaya başlar. Bu balıkları istediğiniz şekilde pişirebilirsiniz. Mezgit, kefal, barbunya, tekir ve istavritin mevsimidir. Diplarya, pisibalığı ve minekop yeni başlar. Lüfer de bu ayda olur. Ayrıca kırlangıç, kılıçbalığı, barbun, sinarit, karagöz, izmarit, trança, lahos ve iskorpit nisan ayının gözde balıklarıdır. Ege'ye özgü bir balık olan trança, balık şiş ve ızgarasıyla ünlüdür.

Mayıs: Trança, levrek, akya, tekir, barbunya, dilbalığı, iskorpit ve istavrit mevsimidir. Kefal bu ayda çok lezzetli olur. Diğer taraftan Barbun, lüfer, tekir, kırlangıç, kılıçbalığı, sinarit, iskorpit, lahos, pavurya, ıstakoz ve karides gibi deniz ürünlerinin de lezzetinin dorukta olduğu zamandır. Kaya barbununun Ege'de bulunan çeşidinin tadı doyumsuzdur, fırında ve tavada yapılır.

Yaz
Haziran: Balık az olur, dip balıkları yumurtalarını dökmüş oldukları için dağınık gezerler. Barbunya, tekir, levrek ve mercan bol bulunur. Dalyanlarda kıraca bol olur.

Temmuz: Sardalye, yani ateşbalığı yavrusu papalina adıyla bilinir.Cunda'da temmuz ve ağustos aylarında bol miktarda bulunur. Sardalye mevsimi bu ayda başlar ve ekime kadar lezzetini korur. Ege'de çok tüketilir. Kağıtta pişirilen şekli meşhurdur. İstavrit tava elverişlidir. Barbunya ve tekir de bu zamanda çok lezzetli olur. Gelincik ve orfoz bollaşmaya başlar, ayrıca ıstakoz ve levreğin en bol bulunduğu aydır.

Ağustos: Sardalyenin en lezzetli zamanıdır. Ağustos ayında kılıç şişin tadına doyum olmaz.İzmarit lezzetini bulmuştur. Çipura Ege'nin beyidir, gelincik genelde Musevi vatandaşlar için değerlidir. Mevsimin en lezzetli balıklarından mercanın tavada, sardalyenin kağıtta izmarit ve tulumun tavada pişirilmesi orfoz ve levreğin buğulama yapılması önerilir.


Sonbahar
Eylül: Sardalye ve kılıç lezzetlidir. Palamutun küçük olduğu zamandır ve fırında güzel olur. Lüfer yeni çıkmıştır, kırlangıç, istavrit ve lipsos dönemi başlar. Ege'nin incisi çipura lezzetini bulmuştur. Tekir, kılıç, karagöz, palamut, lüfer, sardalye,gelincik ve orfoz buayın güzel balıklarıdır.

Ekim: Balıkların Karadeniz'de beslenip Marmara ve Ege'ye dönüş dönemidir. Artık balık mevsimidir. Uskumru turfanda olarak bulunur. Lüfer tam lezzetini bulur ve daima ızgarası önerilir. İstavrit yağlanmıştır ve tavası iyi olur. Palamut çıkar. Tekir, kılıç, barbunya, mercan, levrek izmarit gibi balıklarrevaçtadır. Çipura, mercan, lahos, karagöz orfoz, torik, iskorpit, uskumru ve küpez dönemi başlar.

Kasım: Uskumrunun en iyi zamanıdır. Torik akışı başlamıştır. Pisibalığının en lezzetli olduğu aydır. Ekim ayının bolluğu kasımda da devam eder. Akyanın mevsimidir. Lüfer, tekir, palamut, iskorpit, barbun, levrek, küpez, lahos ve lipsosun da lezzetli oldukları dönemdir.

Kış
Aralık: Devir uskumru devridir. Lipsosun buğulaması önerilir. İstrangiloz, langri, mercan, eşkina, sarıgöz, melanurya, lüfer ve tekir mevsimidir. Akya torik, palamut ve lüferi istediğiniz şekilde pişirebilirsiniz. Bu ayın diğer balıkları iskorpit, kupez, levrek ve lahostur.

Ocak: Akya, uskumru, lüfer, palamut ve toriğin izgarası güzel olur. İstavrit tava, kefal buğulama, kofana ızgara, mezgit ve tekir tava, levrek buğulama, lahos şiş, kupez tava, sinarit ve trançs şiş barbun daima tava yapılmalıdır. Soslu kılıç şiş önerilir, lezzetli oluşunun nedeni denizci tabiriyle "kulaklarına kar suyu kaçması" dır.

Şubat: Kılıçbalığı zamanıdır.Tekir ve kefalin de mevsimiolup bu balıkların tava ve fırında pilakisi tercih edilir. İstavrit,uskumru, lüfer ve palamutun son ayıdır. Levrek, torik, tekir, kefal, iskorpit, lahos, sinarit, trança, barbun, izmarit, mezgit ve kupezin lezzetli dönemi başlamıştır. Marttan sonra yörede akyanın pastırması yapılır.
Abugannuş















Yaratıcı Şehirler Ağı Programı - Creative Cities Network- 2004 yılında UNESCO tarafından yaratılan ve çeşitli bölgelerden, farklı gelir seviyeleri, kapasite ve nüfusa sahip şehirleri bir araya getiren bir girişimdir. Edebiyat, tasarım, film, müzik, zanaat ve halk sanatları, medya sanatları ve gastronomi olarak belirlenen yedi alanda belirlenen Yaratıcı Şehirler Ağı’nın 72 ülkeden 180 üyesi bulunmaktadır.

2015 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi alanına Gaziantep, bu sene de Hatay kabul dildi. Ayrıca 2019 Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Yaratıcı Şehirler Ağı'na, aralarında İstanbul ve Kütahya'nın da bulunduğu 64 yeni şehiri ekledi.

UNESCO'nun dünya gastronomi şehirleri
Türkiye: Gaziantep ve Hatay,
Amerika Birleşik Devletleri: San Antonio ve Tuscon,
Meksika: Ensenada,
Panama: Panama City,
Brezilya: Belem, Paraty, Florianopoli,
Bolivya: Cochabamba,
Kolombiya: Popoyan ve Buenaventura,
Japonya: Tsuruoka,
Güney Kore: Jeonju,
Çin: Macao, Shunde, Chengduİtal,
Tayland: Phuket,
İran: Rasht,
Lübnan: Zahle,
İspanya: Burgos ve Denia,
İtalya: Parma ve Alba,
Norveç: Bergen,
İsveç: Östersund

17 ülkeden 26 şehir olarak belirlenmiş oldu.

Katmer

Bu şekilde Gaziantep ve Hatay mutfağının lezzetleri tescillenmiş oldu.
Kültürel miras ürünlerine değer veren ve onların korunup yaşatılmasını önemseyen UNESCO yetkilileri, Hatay mutfağının dünyada öncü şehirler arasında olduğunu ifade etti.

Mutfağındaki 600 çeşit yemek ve tatlının yanı sıra mutfak kültürünün yaşatılmasını sürdüren medeniyetler beşiği Hatay, daha önce listeye giren Gaziantep’ten sonra bu ödüle layık görülen ikinci Anadolu şehrimiz oldu.

http://www.unesco.org.tr/
http://tr.euronews.com/