by Karbonkale

Diyet, sağlık ve beslenme söz konusu olduğunda, bazen çelişkilerin sonu yokmuş gibi hissedebilirsiniz. Yağlar iyi mi kötü mü? Her gün bir kadeh kırmızı şarap ömrünüzü uzatır mı yoksa kısaltır mı? 

Ne yiyip ne yememeniz gerektiği konusunda sürekli değişen tavsiyeler bunaltıcı gelebilir. Ancak hem doktorların hem de beslenme uzmanlarının hemfikir olduğu bir şey var: iltihap önleyici yiyecekler sağlığımız için iyidir. 

Peki, iltihap önleyici besinler tam olarak neden faydalıdır? Ve iltihapla savaşmada ve sağlıklı kalmamızda en etkili besinler hangileridir? Aşağıda bunları ve çok daha fazlasını ele alacağız.

Anti-inflamatuar besinler nelerdir?
İltihaplanma her zaman olumsuz bir durum değildir. Vücudun hastalık, yaralanma ve enfeksiyonla savaşma şeklidir ve iyileşme sürecinin gerekli bir parçasıdır. Ancak kronik iltihaplanma çok farklıdır.

Sedef hastalığı , romatoid artrit ve astım gibi rahatsızlıklar, araştırmaların kilo alımına ve hastalıklara yol açabileceğini gösterdiği kalıcı, düşük seviyeli iltihaplanmaya yol açabilir .

Bununla birlikte, belirli yiyecekleri tüketmenin iltihap seviyelerini düşürebileceğini ve bununla birlikte kronik hastalık riskini azaltabileceğini gösteren birçok kanıt bulunmaktadır. Bir diğer avantajı ise, iltihap önleyici yiyeceklerin genellikle çok sağlıklı olması, bağışıklık sisteminizi güçlendirebilmesi ve diğer sağlık sorunlarına yakalanma riskinizi azaltabilmesidir.

14 iltihap önleyici gıda
Artık iltihap giderici besinlerin sağlığımız için neden iyi olduğunu öğrendiğimize göre, en iyi örneklerden bazılarını inceleyelim...


1. M e y v e l e r




Meyveler küçük olabilir, ancak sağlık söz konusu olduğunda ciddi bir etkiye sahiptirler. Lif , vitamin ve mineral açısından zengin olmalarının yanı sıra , meyveler (yaban mersini, ahududu, böğürtlen ve çilek gibi) aynı zamanda güçlü anti-enflamatuar ve antioksidan etkilere sahip bir grup bitki bileşiği olan antosiyaninler de içerir.

Antioksidanlar iltihabı önlemeye yardımcı olur, bu da nörodejeneratif hastalıklara yakalanma riskinizi azaltabilir.

Vücudumuz, bağışıklık sistemimizin düzgün çalışmasına yardımcı olan doğal öldürücü hücreler (NK hücreleri) üretir. Bir çalışma, her gün yaban mersini yiyen erkeklerin, yemeyenlere göre daha fazla NK hücresi ürettiğini buldu. Başka bir çalışma ise, çilek yiyen kilolu yetişkinlerde kalp hastalığıyla bağlantılı bazı iltihap belirteçlerinin daha düşük seviyelerde olduğunu ortaya koydu .

Daha fazla meyve tüketmenin kolay bir yolu, onları kahvaltılık gevreğinize, yulaf lapanıza veya yoğurdunuza serpmek veya meyveli smoothie yapmaktır . Ya da onları tek başlarına, lezzetli ve sağlıklı bir atıştırmalık olarak tüketebilirsiniz.


2. A v o k a d o




Avokado şu anda her yerde olabilir, ancak bu popüler yeşil meyve besin açısından çok zengin.

Potasyum , magnezyum , lif , folat , C vitamini ve E vitamini gibi birçok önemli besinle dolu olan avokado, sağlıklı doymamış yağların harika bir kaynağıdır. Ayrıca, kanser riskini azalttığı bilinen karotenoidler ve tokoferoller içerir .

Bu çalışma, avokadoda cilt hücrelerindeki iltihabı azaltabilecek bir bileşen olduğunu gösteriyor. Başka bir çalışma ise, hamburgerde avokado yiyen kişilerin, sadece hamburger yiyenlere kıyasla daha düşük seviyelerde iltihap belirteçlerine sahip olduğunu buldu.

Avokado, sandviçlere ve salatalara veya guacamole gibi soslara lezzetli bir katkı sağlar. Daha fazla fikir için Delish'in avokado tarifleri listesine göz atın .


3. B r o k o l i




Karnabahar, Brüksel lahanası ve kara lahana gibi brokoli de besin açısından zengin bir turpgiller sebzesidir.

Çalışmalar, bol miktarda turpgillerden sebze tüketmenin kalp hastalığı ve kanser riskini azalttığını göstermektedir. Bu, içerdikleri güçlü anti-inflamatuar etkilere sahip antioksidanlardan kaynaklanıyor olabilir.

Brokoli, özellikle sülforafan açısından zengindir: Bu, sitokin ve NF-kB (iltihaba neden olabilen) seviyelerini azaltarak iltihapla savaşan bir antioksidandır.

Brokoli inanılmaz derecede çok yönlüdür ve çorbadan salataya, makarnaya kadar hemen hemen her türlü mutfak ve yemeğe uyum sağlar. 


4. Y a ğ l ı B a l ı k




Yağlı balıklar iltihap giderici etkisi olan omega-3 yağ asitlerinin harika bir kaynağıdır .

EPA ve DHA gibi temel yağ asitleri vücut tarafından üretilemez, bu da onları beslenme yoluyla almamız gerektiği anlamına gelir. Somon, sardalya, ringa balığı, uskumru ve hamsi bu önemli omega-3'lerin en yüksek miktarını içerir.

Araştırmalar, EPA ve DHA'nın metabolik sendrom, kalp hastalığı , diyabet ve böbrek hastalığına neden olan iltihabı azalttığını göstermektedir . Başka bir çalışma ise somon yiyen veya EPA ve DHA takviyesi alan kişilerde bazı iltihap belirteçlerinde azalmalar görüldüğünü ortaya koymuştur.

Bununla birlikte, düzensiz kalp atışları olan kişiler üzerinde yapılan bir çalışmada, EPA ve DHA tüketildiğinde inflamasyon belirteçlerinde bir azalma görülmemiştir, bu nedenle yağ asitlerinin inflamasyonu azaltmadaki etkisine dair daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.


5. T a m T a h ı l l a r




Yulaf, esmer pirinç, arpa, kinoa, bulgur ve tam buğday ekmeği gibi tam tahıllar, iltihaplanmaya karşı güçlü silahlardır. Yüksek miktarda lif, magnezyum, çinko, B vitaminleri, E vitamini ve polifenol içerirler; bunların hepsinin iltihabı kontrol etmeye yardımcı olduğuna inanılır.

Şu anda çok fazla tam tahıl tüketmiyorsanız, beyaz ekmeği tam buğday ekmeğiyle, beyaz makarnayı kahverengi makarnayla ve beyaz pirinci kahverengi pirinç, kinoa veya bulgurla değiştirin.


6. B i b e r 




Hem acı biber hem de dolmalık biber, önemli anti-inflamatuar etkileri olan C vitamini ve antioksidanlar açısından zengindir.

Dolmalık biberler, sarkoidozlu (organlarda küçük şişmiş doku lekelerinin gelişmesine neden olan iltihaplı bir hastalık) kişilerde oksidatif hasarın belirli bir belirtecini düşürdüğü düşünülen antioksidan kuersetin içerir.

Acı biberler ayrıca sinapik asit ve ferulik asit açısından da zengindir; araştırmalar bu asitlerin iltihabı azaltabileceğini ve sağlıklı yaşlanmayı destekleyebileceğini gösteriyor.

Mutfakta biberle yaratıcı fikirler edinmek için Azchorba'daki tariflere göz atın.
Not: Birçok kişi, patlıcangiller familyasından olan patlıcangillerin (patates, domates, biber ve patlıcan gibi) solanin adlı alkaloidi içerdiği için artrit ağrısını ve iltihabı daha da kötüleştirebileceğine inanır. Alkaloidler, çeşitli bitkilerde bulunan doğal bileşiklerdir.

Ancak sağlık uzmanları, bunu bir efsane olarak görmezden geliyor çünkü bunu kanıtlayacak hiçbir bilimsel kanıt yok. İngiliz Beslenme Vakfı, Şaşırtıcı bir şekilde, insanlar üzerinde yapılmış klinik bir çalışma yok ve bu nedenle şu anda patlıcangillerin artrit semptomlarını kötüleştirdiğine dair bilimsel bir kanıt yok. diyor.

Ayrıca solaninin yaban mersini, elma, kiraz, bamya ve enginarda da bulunduğunu belirtmekte fayda var; bunların hiçbiri patlıcangiller familyasından değildir ve yan etkilerine dair anekdot raporlarına dahil edilmemiştir.

Solanin içeren meyve ve sebzeler besin ve antioksidan açısından zengindir. Ancak patates, domates ve biber gibi sebzelere karşı olumsuz bir reaksiyonunuz olabileceğini düşünüyorsanız, aile hekiminize veya bir sağlık uzmanına danışın.


7. M a n t a r l a r




Mantarlar düşük kalorili olup selenyum, bakır ve tüm B vitaminleri de dahil olmak üzere birçok önemli besin açısından zengindir. Ayrıca, en iyi bitki bazlı D vitamini kaynaklarından biridir .

Mantarlar ayrıca anti-inflamatuar etkisi olan fenoller ve diğer antioksidanlar içerir. Özellikle 'aslan yelesi' adı verilen bir mantar türünün, obeziteyle ilişkili iltihabı azaltmaya yardımcı olduğuna inanılmaktadır.

En popüler mantar türleri arasında kültür mantarı, portobello mantarı, shiitake mantarı ve yer mantarı bulunur. Ancak bazı çalışmaların, mantarları pişirmenin anti-inflamatuar bileşenlerini azalttığını öne sürdüğünü bilmek önemlidir. Mantarları çiğ veya az pişmiş olarak tüketmek, anti-inflamatuar faydalarından yararlanmanın en iyi yolu olabilir.

Beslenmenize daha fazla mantar eklemek için fikirler edinmek istiyorsanız Azchorba'nın hazırladığı mantar tarifleri listesine göz atın.


8. S ı z m a Z e y t i n y a ğ ı




Zeytinyağının başlıca yağ asidi, toplam yağ içeriğinin % 73'ünü oluşturan oleik asit adı verilen tekli doymamış bir yağdır.

Birçok çalışma, oleik asidin iltihabı azalttığını ve kalp hastalığı, beyin kanseri ve diğer sağlık sorunları riskini azaltabileceğini öne sürmektedir. Oleik asitteki antioksidan (oleocanthal), ibuprofen gibi güçlü anti-inflamatuar ilaçlarla bile karşılaştırılmıştır .

Bir çalışmada, katılımcılar günde 50 ml'den fazla zeytinyağı tükettiğinde bazı iltihap belirteçlerinin önemli ölçüde daha düşük olduğu görülmüştür. Ancak zeytinyağı söz konusu olduğunda, tüm ürünler eşit derecede faydalı değildir. Örneğin, sızma zeytinyağı, rafine zeytinyağına göre daha iyi iltihap önleyici faydalar sağlar.


9. D o m a t e s  




Domates, antioksidan görevi gören ve bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye yardımcı olabilen C vitamini açısından zengin olmakla kalmaz, aynı zamanda likopen adı verilen güçlü bir antioksidan da içerir. Likopen, bir yağ kaynağıyla birlikte daha kolay emilen bir besin olan karotenoiddir.

Çalışmalar, likopenin çeşitli kanser türleriyle bağlantılı proinflamatuar bileşikleri azaltmada özellikle faydalı olabileceğini göstermektedir. Bir çalışma ise domates suyu içmenin aşırı kilolu ve obez kadınlarda inflamatuar belirteçlerini azalttığını bulmuştur.

Domates pişirildiğinde daha fazla likopen açığa çıkardığı için, iltihap önleyici özelliklerinden tam olarak yararlanmak istiyorsanız, çiğ yemek yerine pişirmeniz daha iyidir. Zeytinyağında pişirmek en iyisidir, çünkü bu daha fazla likopen emilimine yardımcı olur.


10. B i t t e r Ç i k o l a t a




Kendinizi çikolata bağımlısı olarak görüyorsanız, iyi haberlerimiz var: Bitter çikolata, flavonoidler ve antioksidanlarla dolu kakao içerir.

Bitter çikolatanın iltihap giderici gücünün ardındaki madde, flavonoidlerdir. Yapılan araştırmalar, bu maddelerin atardamarları döşeyen endotel hücrelerinin sağlığını korumaya yardımcı olduğunu göstermektedir.

Sigara içenler üzerinde yapılan bir araştırmada, katılımcıların bitter çikolata yedikten sadece birkaç saat sonra endotel fonksiyonlarında önemli iyileşmeler yaşadıkları görüldü.

Ancak, yalnızca belirli çikolata türleri bu iltihap önleyici faydaları sunar. En iyisi, en az % 70 kakao içeren bitter çikolatayı tercih etmek ve sütlü veya beyaz çikolatadan kaçınmaktır.

Bitter çikolatanın iltihap giderici bir besin olmasının yanı sıra kalorisi de yüksek olduğundan ölçülü tüketilmesi gerektiğini unutmamak önemlidir. Önerilen miktar günde yaklaşık 30-60 gr'dır (bu genellikle birkaç kareye denk gelir).


11. Y e ş i l Ç a y




Eğer bir daha asla sadece bir tane sıcak içecek içmeyecekseniz, bunun yeşil çay olması gerektiği konusunda haklı bir argüman var. Yeşil çay, antioksidanlar ve iltihap giderici özelliklerle doludur; özellikle de epigallokateşin-3-gallat (EGCG) adı verilen bir maddeyle.

Çalışmalar, EGCG'nin proinflamatuar sitokinlerin üretimini azaltarak ve hücreleri hasardan koruyarak iltihabı önlediğini göstermektedir. Bu nedenle kalp hastalığı, kanser, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı ve diğer çeşitli kronik sağlık sorunları riskini azalttığı bulunmuştur.

Sabah kahvenizi veya siyah çayınızı yeşil çayla değiştirmeyi neden denemiyorsunuz? Yeşil çay da kafein içerdiğinden size biraz enerji verebilir.


12. Z e r d e ç a l




Zerdeçal, artrit, diyabet ve diğer hastalıklarla bağlantılı iltihabı azalttığı gösterilen anti-inflamatuar bir bileşik olan kurkumin açısından zengindir.

Kalp hastalıkları ve Alzheimer hastalığını önlemeye yardımcı olmak da dahil olmak üzere başka sağlık yararları da olduğuna inanılmaktadır. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, kurkuminin kolon, mide ve cilt gibi belirli kanser türleri üzerinde koruyucu etkileri olduğunu göstermektedir, ancak insanlar üzerindeki etkinliği henüz net değildir.

Diğer çalışmalar, günde sadece bir gram kurkumin tüketmenin (karabiberde bulunan ve kurkuminin emilmesine yardımcı olan bir alkaloid olan piperin ile birleştirildiğinde) metabolik sendromu olan kişilerde inflamasyon belirteçlerini azaltabileceğini öne sürüyor.


13. Ü z ü m




Üzüm, iltihapla savaşmada oldukça etkilidir. İltihabı azaltmaya yardımcı olan ve kalp hastalığı, diyabet, obezite ve Alzheimer gibi çeşitli hastalık riskini azaltabilen antosiyaninler içerir.

Üzümler aynı zamanda iltihabı azaltmak da dahil olmak üzere birçok sağlık yararına sahip bir başka bileşik olan resveratrolün de mükemmel bir kaynağıdır.

Yapılan bir araştırmada, kalp rahatsızlığı olan kişiler arasında her gün üzüm yiyenlerin iltihaplı gen belirteçlerinde azalma olduğu görüldü.

Daha iyi bir haber ise kırmızı şarabın resveratrol içermesidir. Özellikle pinot noir şarabında diğer çeşitlere kıyasla daha fazla miktarda resveratrol bulunur (haftada 10 küçük kadehten fazla düşük alkollü şarap içilmemesi önerilir).


14. K i r a z




Listemizin son sırasında kirazlar var. Ekşi kirazların tatlı kirazlara kıyasla sağlığa olan faydaları hakkında daha fazla araştırma yapılmış olsa da, her iki tür de iltihabı azaltan ve dolayısıyla hastalık riskinizi düşürebilen antioksidanlar açısından zengindir.

Kirazlar, iltihapla savaşan fitokimyasallar (antosiyaninler ve kateşinler gibi) içerir. Bir çalışma, insanların bir ay boyunca her gün 280 gr kiraz yemeleri durumunda, iltihap belirteçlerinin azaldığını ve bir ay daha düşük kaldığını göstermiştir.


Son Düşünceler
Anti-inflamatuar gıdalar tüketmek genel sağlığınızı iyileştirebilir ve iltihabı önlemeye yardımcı olabilir, ancak iltihabı artırabilecek gıdaları azaltmak da aynı derecede önemlidir. İşlenmiş etler, kızarmış yiyecekler, şekerli içecekler, rafine karbonhidratlar ve trans yağ içeren yağlar, artan iltihap seviyeleriyle bağlantılıdır.

İltihabı kontrol altında tutmanın en iyi yolu, çeşitli sağlıklı, taze ve antioksidan açısından zengin gıdalar içeren dengeli bir beslenme düzenine sahip olmaktır.

Yeterince iltihap önleyici gıda tükettiğinizi düşünüyor musunuz? İltihabı önlemeye yardımcı olacak başka fikirleriniz var mı? Aşağıdaki yorumlarda bizimle paylaşmanızı bekliyoruz.

Selene Nelson

S i M i T 


Can kurtaran halkası 
Susamdandır markası 
Kimseye karşı yoktur 
Gösterişi, cakası...

Yanıtı simit olan bu eski İstanbul bilmecesi, onun günlük yaşamımıza nasıl girdiğini yansıtıyor. 



Modern Simit Fırınları 
Hava üflemeli modern simit fırınları genellikle iki türlü oluyor. Biri çok gözlü, taş tabanlı, doğal gaz ya da elektrikle çalışan yüzeyden hava üflemeli fırın. Simitler tava içinde fırına yerleştiriliyor. Bir de tava içindeki ürünlerin tava arabalarına yerleştirildiği döner platformlu fırınlar var. Bu tip doğal gaz ısıtmalı fırınlarda hava üflemeli; ancak pişirme sırasında elektrikle çalışan platform sürekli döndüğü için sıcak hava tavalardaki simitlerin her tarafına eşit dağıtılabiliyor.

Öte yandan zincir işletmeler haline gelmiş bilinen markaların kullandığı elektrikli ve buharlı bir fırın daha var. Piyasada İtalyan fırını ya da markasından dolayı Unox denilen göreceli küçük boyutlu fırınlar çok kullanışlı olarak biliniyor.

Klasik simitçi taş fırınına gelince, taşın üzerinde ister ahşap küreekle ister bir tepsi içinde atılan simitler sıcakla temas yoluyla pişirildiği için fırıncı dilinde kondüksiyonlu fırın olarak söyleniyor.


Kara Fırında Tatlı Ayvalık Simiti
Ayvalık'ın kara fırında tavada pişirilen geleneksel simidi ağızda kolay dağılan tatlı bir simit çeşididir. Hamuru, paskalya çöreği hamuru gibi un, şeker, yağ ve taze maya ile yoğurulur. Halkalrın üzerine susam serpilip hafif yassılaştırıldıktan sonra tavalara konup fırına verilir.


İstanbul Sokak Simitleri
Bu simidi diğer simitlerden farklı kılan bazı özelliklerini ele alalım. Bu simide farklı bir lezzet kazandıran başlıca unsurları anlatalım. Tabii, her şeyden önce işçilik ve ustalığın önemini vurgulayalım.


Yaşlı simit ustalarının değindiği, simit halkalarının fırına verilmeden önce kazandaki sıcaksu - pekmez karışımı şerbette bir süre haşlanıp susama bulandığı sıcak pekmezlemeli; başka bir anlatımla, taş fırında ön pişirimli geleneksel simit üretme tekniği, günümüzde susamsız simitlerin üretimi dışında pek kullanılmıyor. Diğr taraftan Bursa ve komşusu Eskişehir'de hala hamur simit halkaları kaynar pekmezli şerbete atılıyor ve nihayet şerbet yüzeyine çıktığında alınıp susama bulandıktan sonra fırına veriliyor.


İstanbul'da ise sokak simitleri genelde sadece soğuk su - pekmez (bazen sulandırılmış karamelize şeker) karışımına daldırıldıktan sonra  yani soğuk pekmezlemenin ardından tavalara diziliyor ve bir süre dinleniyor. Bu süreçte biraz daha kabaran halkalar tekrar elle şekil düzeltmesi yapılarak fırına veriliyor. Sıcak pekmezleme kadar olmasa da soğuk uygulamanın İstanbul sokak simidine güzel bir tat ve renk verdiği açıktır.


Genelde Simit vardı...
Simit eskiden sokakta rakipsizdi. Örneğin 

1970' lerde işler mükemmeldi diyor Çıtır Fırın'ın ustası Mehmet,

büfeler, sandviçler, tostlar ve fast food bugünkü kadar yaygın değildi. O yıllarda Boğazkesen caddesinde ortaklarıyla işlettikleri fırının 40 kadar tablakarı yani onlara bağlı satıcıları olduğunu, çoğu gurbetçi olan satıcıların barınmaları için fırının bodrum katında bir de yatakhane yaptıklarını söylüyor.


Nohut Mayalı İzmir Gevreği
Artık tarihe karışmış, İstanbul simidine göre daha yumuşak, daha az gevrek ve yassı deliği daha küçük; dahası sadece üst tarafı susamlı yerli İzmir gevreğine gelince sözü ustaya bırakalım:

1950' li yıllardan başlayarak yapımı terk edilmiş olan İzmir gevreği nohut mayasından yapılırdı. Hamur bağlanır, dolandırılır, tavalara konur, elle bastırılarak yassı hale getirilir ve susamı da üzerine elle atılırdı; bu yüzden sadece bir yüzü susamlıydı. Susam, biraz su katılmış üzüm ya da karpuz pekmeziyle yavlanarak yapışır hale getirilir ve pişirme şekli de başkaydı. Önce mayalığa alınır, mayası geldiğinde ise tava ile ya da tek tek fırın tabanına atılırdı. Şekil olarak biraz enlice ve ortasındaki deliğin daha küçük olmasının sebebi üstten elle ezilmesindendir. Gramaj ve büyüklük aşağı yukarı günümüz simitleri ile aynıydı, ancak nohut mayası kullanıldığı için kendine münhasır bir tadı olurdu.

Bugün İzmir'de yediğimiz gevrek ise, fırıncıların 1940' lı senelerde uygulamaya başladığı İstanbul usulü sıcak kazan simididir ve yapılışı da diğerinden oldukça farklıdır.


Hamur Özen ve Dikkat ister
Hamuru yoğurmak kolay değildir. Süresini ayarlamanın dışında havanın lodos ya da poyraz olması hesaba katılır. Simit hamurunu sıcak havada yoğururken yarım saati aşarsanız hamur çürüyebilir. Bu nedenle belli bir zaman dillendirmek yanlış olur. Hamuru yoğurmak deneyim, bilgi ve beceri ister, bu da doğal olarak ustaya göre değişir.


Çorum Kazan Simidi
Çorum' da simidi özel kılan ise sadece Ramazan ayında iftardan sonra yenmek için yapılması ve sokaklarda sahura kadar sıcak olarak satılmasıdır. Simitin yapılışı şöyledir: soğuk su ile yoğrulup içerisine su ve mayadan başka bir şey katılmadan hazırlanmasıyla elde edilen hamurun simit şekline getirildikten sonra pekmez eklenmiş kaynar suya atılarak birkaç saniye haşlanması ve sonra susam serpilerek kara fırın denilen taş fırınlarda odun ateşi ile pişmesiyle üretilir. Bu simitte yağ yoktur ve çıtır çıtırdır. Ankara simiti ile benzerlik gösterse de Ankara simitinde pekmez fazla kullanılması yüzünden rengini koyu olması ve pişirme şekli farklılığı ortaya çıkarır.


Simitle Peynirin Dansı
Refekat eden peynirin de çok önemli olduğu açıktır. Simit tezgahlarında satılan porsiyonluk eritme peynirleri oldukça pratiktir. Üstelik pahalı da değildir. Ancak simitle eski kaşar arasındaki uyum bambaşkadır. Sözgelimi karpuzla harikalar yaratan beyaz peynir, simitin yanında kaşar peynirine göre zayıf kalır. Taze kaşar içinde geçerlidir bu. Tulum peyniri ise daha çok İzmir'lilerin damak tadına uygun düşer. Demekki simit tezgahları için vakumlu minik eski kaşar posiyonları yapılmalıdır. Buyrun size bir inovasyon alanı.. 


Kendi Çay Kültürümüzü oluşturduk, Simit de eşlik etti.
Yurdumuzda çay tüketimi İstanbul ve Osmanlı sınırlarında yavaş yavaş yayılırken cam bardakta içmenin tercih edildiği gözlenecektir. Diğer kulplu ve ayaklı üretilen cam bardaklar maliyetli olması nedeniyle kullanılmadı. 20. yüzyılın başında İstanbul Beykoz' da üretim halindeki cam fabrikası sonradan ince belli adı ile ünlenecek Türk tipi çay bardağını üretmeye başladı. Kulpsuz çay bardağı gerçekten özgün bir ürün olmuştu. Hava soğuksa beş parmağınızı beline dolayıp ısınma imkanı ya da  sıcaksa bardağın ağzına yakın yerden iki parmağınızla tutup çayın sıcaklığından etkilenmeden yudumlamanıza izin vermekteydi. Şeker ve çay kaşığını koymak için altında küçük bir tabağı vardı. [1]

Her durumda, gerek kahvehane gerekse seyyar çaycının yanında elbette seyyar bir simitçi, tablasıyla dolaşıp dururdu. Karnı aç ancak cebinde çok parası olmayan biri için simit ve sıcacık bir çay, üstelik bol şekerli çay, hem insanın içini ısıtan hem de enerji veren gerçek bir kurtarıcı oluyordu. Yeni yüzyılın başlarında u konsept zincir Simit Sarayı tarzında işletmelerde yoğun olarak yaşatılır hale geldi. 


K O K O R E Ç




Kokoreç, yurdumuzun en ikonik sokak lezzetlerinden biri olarak öne çıksa da, dünyada farklı kültürlerin çeşitli şekillerde tükettiği bir yemek türüdür. Sakatat kültürünün köklü bir parçasını oluşturan kokoreç, özellikle kuzu ve oğlak bağırsağının özel baharatlarla harmanlanıp şişe sarılarak odun ateşinde pişirilmesiyle hazırlanır. Bu muhteşem sokak lezzeti, hem Türk mutfağının güzel bir temsilcisi hem de farklı mutfaklarla benzerlikler taşıyabilen bir yemek olarak öne çıkar. Kokoreç, seveni olduğu kadar ağzına koymayanların da bulunduğu popüler bir sokak yiyeceğimiz; bazılarımızın tutkulu kaçamağı, belli zamanların ritüel olarak kullanılan bir öğün..[4]


Kokoreç kökleri antik dönemlere kadar uzanan bir sakatat yemeğidir. Önceleri Osmanlı mutfağında kullanıldığı bilinen bu lezzet, buradan başlayarak zamanla halkın mutfağına yayıldı. Ancak kokoreç sadece Anadolu ile sınırlı kalmayıp Akdeniz ve Balkanlar’da da çok sevilen popüler bir yemek haline gelmiştir. Kuzu veya oğlak bağırsağının uykuluk ve baharatlarla birlikte şişe sarılmasıyla hazırlanan  yemek, her bölgede farklı pişirme ve sunum tarzlarıyla karşımıza çıkmaktadır.


Wikipedia sözcük için bir yorum getirmekte: Kokoreç sözcüğünün kökeni Yunanca kokorótsi sözcüğünden daha çok Arnavutça kokërroz ya da Ulahça kukuretsu sözcükleridir. Bu üç sözcük de mısır koçanı anlamına gelir. Kokoreç Türkçeye Yunancadan geçmiştir. Ömer Seyfettin Lokanta Esrarı adlı hikayesinde, Atinalı bir Rum’un lokantasında ilk kez kokoroç ile tanışmasını anlatır. [3]


Antik Mutfaklarda
Kokoreç’in benzer bir versiyonu,eski Roma ve Yunan mutfaklarında bulunmaktaydı. Bu dönemlerde sakatat tüketimi oldukça yaygındı. Antik Yunan’da kokoretsi adıyla bilinen ve kuzu bağırsağının şişe sarılıp odun ateşinde pişirilmesiyle hazırlanan bir yemek, günümüz kokoreçine oldukça yakındır. Kokoretsi sözcüğünün Arnavutçadan geldiği ifade edilmektedir. Bu gelenek Roma İmparatorluğu döneminde de devam etmiş ve farklı bölgelere yayılmıştır.


Homeros destanlarından
Yunanistan'da ve Ortodoks kültürün yaşadığı Balkanlarda geleneksel olarak Paskalya Bayramının gözde mezesi olarak bilinen kokorecin Homeros destanlarına varan bir geçmişi var. Etimolojik köken olarak eski Yunancadan gelen ve mısır koçanı anlamına gelen bu kelime (κοκορέτσι) aynı zamanda işkembe karşılığı da taşıdığı Arnavutça'da kukurec olarak kullanılıyormuş. Yunanca telaffuzuyla, kokoretsi, limon suyu, zeytinyağı, tuz ve karabiberle tatlandırılmış, küçük parçalar halinde doğranmış kuzu veya keçi sakatatından oluşan geleneksel bir Yunan yemeği olarak geçiyor. Yani ufak tefek farklılıkları olsa da yapımı büyük ölçüde bizdeki gibi!


Osmanlı Dönemi
Osmanlı döneminde, özellikle saray mutfağında sakatat oldukça büyük bir öneme sahipti. Sakatat yemekleri hem protein açısından zengin hem de ekonomik olduğu için halk arasında da hızla yaygınlaşma eğilimi gösterdi. Kokoreç bu dönemde şekillendi ve zaman içinde Osmanlı topraklarında 
yaygınlaşarak günümüzdeki haliyle Türk mutfağının en sevilen sokak lezzetlerinden biri haline geldi.

Osmanlı dönemi yemek kitapları üzerine yapılan araştırmalar sonucunda o dönemde basılmış en eski ikinci basılı yemek kitabı olan ve yazarı Fahriye olarak belirtilen Ev kadını isimli kitaba ulaşıldı. Ulaşılan kitap üçüncü baskısı idi ve tarihi 1907 yılını gösteriyordu.

Yemek kitabının ilk baskısı ise 1894 yılına aittir ve yazarın adı da Ayşe Fahriye olarak belirtilmektedir 

Ev kadını isimli yemek kitabındaki kokoreç tarifi şu şekildedir;

106 Kokoreç

Yürek ve kara ve ak ciğerleri üzerinde olarak bir kuzu takımını temiz yıkayub tozbüber ve kekik ve soğan suyunda biraz durdurub gırtlağından bir çengel veyahud çiviye kavice rabt etmek ve ucunu da külbastı tertibinde aça aça uzatmalı ve ağaçtan kalın oklava gibi bir şiş tedarik edüb etrafını ihata edecek surette şişin başına bunların uçlarını rabtla yere amûden ve kavice saplamalı yahud ciğerini parça parça doğrayub şişe geçirmeli. Kuzunun bağırsak ve bağırsak yatağını ve bumbarını dahi gayet temizleyüb takımın kesilmiş gırtlağıyla beraber uçlarından şişin bâlâsına keza rabt eyledikten sonra yukarıdan aşağıya doğru bağırsak ile kazık bağı urarak sıkıca sarmalı ve üzerine dahi kuzu iç yağını gereğince geçirmeli ve mutedil ateşte çevirerek kebab etmeli ve hin-i hacette üç parça yani lüle lüle kesüb şişten tabağa çekmeli ve sıcak sıcak tenavül etmek icabeder.

Bu tarif, Yunanistan’da Ortodoksların Paskalya bayramlarında yedikleri kokoretsi’nin yapımına (şişte en alta karaciğer dizildikten sonra üste bağırsak sarılması usulü) benzemektedir. [3]


Günümüzde Kokoreç
Kokoreç, Türkiye’de özellikle sokak lezzetleri arasında özel bir yere sahiptir. İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde köşe başlarında kokoreç tezgâhlarına rastlamak oldukça yaygındır. Her bölge, kokoreçi kendine özgü bir şekilde hazırlar ve sunar. Türkiye’de kokoreç kültürünü anlamak için şehirler bazında bu lezzetin nasıl yorumlandığına bakalım.


İzmir kokoreçi, İstanbul’dan daha farklı hazırlanır. Şişe sarılmış kokoreç büyük parçalar halinde pişirilir ve sonra doğranıp baharatla tatlandırılır. Domates ve biber gibi eklemeler yapılmaz. İzmir usulü kokoreç, daha saf ve yoğun bir sakatat tadı sunar.


İstanbul’da kokoreç, ince ince doğranıp köz üzerinde hafifçe kızartılarak servis edilir. Baharat karışımı genellikle pul biber, kimyon ve kekik içerir. Ayrıca, İstanbul usulü kokoreçte domates ve biberle birlikte pişirilerek lezzet zenginleştirilir ve böylelikle sokaklarda hızla tüketilebilen pratik bir yemek olma özelliği taşır.


Ankara’da kokoreç genellikle İstanbul ve İzmir usulleri arasında bir köprü kurar. Baharat oranı dengeli tutulur ve kimi zaman közlenmiş sebzelerle birlikte sunulabilir. Türkiye’nin diğer şehirlerinde ise kokoreç, yerel damak tadına göre şekillenir. Örneğin, bazı bölgelerde baharat oranı daha düşük tutulurken, bazı yerlerde çok daha acı bir versiyon tercih edilir.


Dünyada Kokoreç
Kokoreç, sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde de sakatat yemekleri arasında kendine benzeyen birçok lezzetle karşılaştırılabilir. Her ne kadar isimleri ve pişirilme yöntemleri farklı olsa da, dünyanın çeşitli mutfaklarında sakatatların benzer şekillerde değerlendirildiğini görmek mümkündür.


Kokorecin en yakın benzeri, Yunanistan’da yapılır ve kokoretsi adını taşır. Bu yemek, özellikle Paskalya döneminde oldukça popülerdir. Kuzu ciğeri, böbrek ve bağırsakları şişe sarılarak hazırlanan kokoretsi, yavaş pişirme yöntemiyle hazırlanır ve zengin baharatlarla tatlandırılır. Türkiye’deki kokoreçten farkı, bazen ek organ etlerinin de kullanılabilmesidir. [2]


İspanya’da, özellikle Zarajo adı verilen yemek kokorece oldukça benzer. Kuzu bağırsaklarının şişe sarılarak pişirildiği bu yemek, genellikle İspanyol tapaslarının bir parçası olarak sunulur. Hafif kızartılmış veya ızgarada pişirilmiş zarajo, İspanyol mutfağının lezzetli ve eşsiz sokak yemeklerinden biridir.


İtalya’da ise, özellikle Roma mutfağında pagliata adı verilen bir yemek kokorece benzer. Dana veya kuzu bağırsağıyla yapılan pagliata, soslarla birlikte pişirilip makarna ile servis edilir. Pagliata, İtalyan mutfağında sakatat yemeklerinin bir parçası olarak önemli bir yer tutar.


N O H U T  P i L A V




Bir Tabak Pilavın Peşinde

Eyüp’de akşam çökerken sokak lambaları birer birer yanıyor. Cami avlusundan gelen ezan sesiyle birlikte, meydanda bir hareketlenme başlıyor. İnsanlar işten çıkmış, öğrenciler servisten inmiş, yaşlılar banklarda sohbet ediyor. Ve tam o sırada, köşede beliren bir araba: pilavcı.


Beyaz buharlı camın ardında, tane tane dökülen pirinçler, haşlanmış nohutlar ve didiklenmiş tavuklar. Bir tabak uzatılıyor, üzerine biraz karabiber, belki acı biber turşusu. Yanına ayran mı, yoksa sade su mu? Tercih sizin.


Bu pilav arabası, sadece karın doyurmuyor. Aynı zamanda bir buluşma noktası. Herkesin bir hikâyesi var burada. Bir genç, sınavdan çıkmış. Bir amca, emekli maaşını çekmiş. Bir kadın, çocuğuna okuldan dönerken pilav alıyor. Herkes aynı sırada, aynı tabakta buluşuyor.


Pilavcı amca, 20 yıldır aynı noktada. 


Pilav sade olur, ama sohbet bol olsun, diyor. Gülümsemesi, tabaktaki tereyağ kadar sıcak. Her gün aynı saatte geliyor, arabasını kuruyor, radyosunu açıyor. Bazen arabesk, bazen ilahi.

Bu sokak lezzeti, Eyüp’ün ritmini tutuyor. Ne bir zincir restoranın parıltısı, ne bir gurme tabak. Sade, samimi, gerçek. Bir tabak pilav, bir yudum Eyüp.


İstanbul sokaklarının yıldızları sade ama karakterli. Sokak yemeklerinin bu kadar lezzetli ve sevilen olmasının temel nedeni, onların doğrudan halkın damak zevkine hitap etmesidir. Bu yemekler, yıllar içinde sokakta yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre şekillenmiş; hızlı, doyurucu ve ekonomik olmalarıyla öne çıkmışlardır. Ama sadece pratiklik değil, aynı zamanda ustalık da devrededir. Bir simitçinin taş fırınından çıkan çıtır simit, bir kokoreç ustasının baharatla dans eden bıçağı, ya da pilavcı amcanın tereyağını tam zamanında eklemesi; bunlar lezzeti sokakta doğuran detaylardır.


Belki bir diğer önemli husus ise sokak yemeklerinin taşıdığı kültürel ve duygusal bağlardır. Bu yemekler, bir semtin ruhunu, bir mahallenin ritmini yansıtır. Kokoreç, gece geç saatlerin cesur tercihi; nohutlu pilav, iş çıkışı yorgunluğun dostu; simit ise sabahın telaşında elde taşınan bir gelenektir. İnsanlar bu yemeklerle sadece karın doyurmaz, aynı zamanda bir anıya, bir alışkanlığa, bir ritüele dokunurlar. Sokak yemeği yemek, İstanbul’da yaşamak gibidir: kalabalık, hızlı ama bir o kadar da samimi ve unutulmaz.



1. Ünsal, A., Susamlı Halkanın Tılsımı, İstanbul'da Kara Fırından Simit Saraylarına Simit, Peynir ve Çayın Türküsü, Yapı Kredi Yayınları, I. Baskı, İstanbul Eylül 2010

2. tekinusta.com, Kokorecin Kültürel Yolculuğu

3. İnanöz, K., Özdemir, M.E., Erdem, Z. (2022),  Türk Kültüründe Kokorecin Tarihsel Serüveni, Anadolu Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 4 (1), 19-29.

4. Yalın, İ., t24.com.tr Kokorecin Öyküsü

Aralıklı oruç, yemek yeme ve oruç tutma dönemlerini içeren bir diyet yaklaşımıdır. Kilo kaybı ve metabolik sağlıktan diyabet yönetimine ve gelişmiş beyin sağlığına kadar faydalar öneren çalışmalarla son yıllarda giderek daha popüler hale geldi.


Bununla birlikte, aralıklı oruç hala tartışmalı olabilir ve dikkate alınması gereken dezavantajlar vardır.

Bununla birlikte, araştırmaya göre aralıklı oruç tutmanın potansiyel artılarına ve eksilerine daha yakından bakacağız.






Aralıklı oruç nedir?
Zaman kısıtlı yeme olarak da adlandırılan aralıklı oruç, uzun süre oruç tutmayı ve ardından yemek yeme dönemlerini içeren bir yeme şeklidir.


Uzmanlara göre, atalarımız bu şekilde yerdi - seçimle değil, yiyecek mevcudiyeti nedeniyle. Bununla birlikte, artık yiyeceğimiz için avlanmak zorunda olmadığımız için, karar vermedikçe oruç tutmamız pek olası değildir.


Aralıklı oruç tutmanın arkasındaki fikir, vücudunuza yiyecekleri sindirmekten bir mola vermesi ve doğal olarak insanları düzenli olarak yediklerinden daha az kalori tüketmeye teşvik etmesidir.


Aralıklı oruç tutmanın, vücudun hasarlı hücreleri çıkarmak için çalıştığı otofaji adı verilen bir süreci tetikleyebileceğine dair kanıtlar da var. Araştırmalar, otofajinin daha iyi uyku, bağırsak sağlığı ve daha az iltihaplanma ve hastalık riski dahil olmak üzere çeşitli sağlık yararları olabileceğini düşündürmektedir. Ancak, daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.


Aralıklı orucun, ne kadar süre oruç tuttuğunuza bağlı olarak değişen farklı biçimleri vardır. Bazıları diğerlerinden daha aşırıdır. Aşağıda en yaygın aralıklı oruç türlerinden bazılarını ele alacağız...


5:2 diyeti
5:2 diyeti, haftada iki gün boyunca sadece 500 ila 600 kalori yemeyi içerir. Diğer günlerde, önerilen kalori alımınızı takiben normal ve dengeli bir diyet yersiniz.


16:8 yöntemi
16:8 yöntemi, her gün 16 saat oruç tutmayı ve sekiz saatlik bir pencere içinde yemek yemeyi içerir. Örneğin, akşam yemeğini akşam 7'de yediyseniz, ertesi gün saat 11'e kadar oruç tutarsınız.

Alternatif gün orucu
Alternatif gün orucu, her gün oruç tutmayı içerir. Oruç günlerinde su ve siyah çay veya kahve gibi diğer kalorisiz içeceklere izin verilir.


24 saat oruç
Bazen haftalık veya aylık olmak üzere 24 saat oruç tutmayı içerir.

Aralıklı oruç tutmanın potansiyel sağlık yararları nelerdir?




Aralıklı oruç tutmanın potansiyel sağlık yararlarına ilişkin araştırmalar devam ederken, birkaç çalışma umut verici sonuçlar göstermiştir. Bunları aşağıda inceleyeceğiz.


Aralıklı oruç kilo vermeye yardımcı olabilir
Etkili bir kilo verme yöntemi olarak aralıklı oruç tutmanın potansiyel faydaları üzerine yapılan araştırmalar, özellikle aşırı kilolu veya obez olanlar için umut verici olmuştur.


Aralıklı oruç, ne zaman yemek yiyebileceğinizi kısıtlayarak genellikle insanların genel olarak daha az yemek yemesine neden olur. Ve oruç tutmadığınız dönemlerde önemli ölçüde daha fazla yiyerek telafi etmediğiniz sürece, bu doğal olarak daha düşük kalori alımına neden olur ve bu da kilo kaybına yol açar.


Bu çalışmada, obez insanlar 12 hafta boyunca aralıklı oruç tuttuklarında, vücut ağırlıklarının ortalama % 9'unu kaybettiler - diğer kilo verme yöntemlerini izleyenlerden daha fazla. 27 çalışmanın bir başka incelemesi, aralıklı oruç tutanların temel vücut ağırlıklarının % 0,8-13'ünü kaybettiğini buldu.


Ayrıca, aralıklı oruç tutma yöntemlerinin çoğu, oruç tutmadığınız dönemlerde yiyebileceklerinizi kısıtlamadığından, birçok insan bunu diğer diyet yaklaşımlarından daha çekici bulmaktadır.


Diğer araştırmalar, aralıklı oruç tutmanın iştahı düzenleyerek ve hormon fonksiyonunu iyileştirerek kilo kaybını teşvik edebileceğini bulmuştur. Bu çalışmada, katılımcıların % 40'ı aralıklı oruç tutmanın vücutlarını daha az aç hissetmeleri için eğittiğini söyledi. Ve bu çalışmada, aralıklı oruç, insülin seviyelerini düşürmeye ve yağ yakımında rol oynayan iki hormon olan norepinefrin üretimini artırmaya yardımcı oldu.


Bununla birlikte, sürdürülebilir bir kilo verme aracı olarak aralıklı orucun uzun vadeli etkinliğini doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.


Aralıklı oruç, tip 2 diyabet riskini azaltabilir
Araştırmalar, aralıklı oruç tutmanın tip 2 diyabet riskini azaltabileceğini bulmuştur ve bunun birkaç nedeni vardır.


Aşırı kilolu olmak, tip 2 diyabet gelişimi için ana risk faktörlerinden biridir. Ve yukarıda tartışıldığı gibi, araştırmalar aralıklı oruç tutmanın sağlıklı kilo kaybı için etkili bir araç olabileceğini bulmuştur.


Araştırmalar ayrıca aralıklı orucu, tip 2 diyabet için önemli bir risk faktörü olan gelişmiş insülin direnci ile ilişkilendirdi. Bu çalışmada, aralıklı oruç, insülin direncini azaltmak için kalori alımını sınırlamak kadar etkili olmuştur.


Diyabet riski daha yüksek olan erkekleri içeren bir başka çalışma, öğleden sonra 3'te biten altı saatlik bir günlük yemek yeme penceresi ile aralıklı oruç tutmanın etkilerini analiz etti. Sonuçlar, bu aralıklı oruç yönteminin hem insülin duyarlılığını hem de pankreas fonksiyonunu (insülin üretimi dahil) iyileştirdiğini buldu. İlginç bir şekilde, bu faydalar, katılımcıların kilo verip vermediğine bakılmaksızın mevcuttu.


Araştırmacılar, bu etkilerin aralıklı orucun gıda alımını sirkadiyen ritim (vücudun iç saati) ile senkronize etme yeteneğinden kaynaklanabileceğine inanıyor. Uzmanlara göre, sirkadiyen ritminizle uyumlu yemek yemek vücudun glikozu işlemesine yardımcı olarak diyabet riskinizi azaltır.


Aralıklı oruç, iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir
Enflamasyon, vücudun yaralanma ve enfeksiyonla savaşmaya verdiği doğal tepkidir ve sağlıklı kalmak için belirli bir miktara ihtiyacımız vardır. Bununla birlikte, çok fazla iltihaplanma veya kronik iltihaplanma sağlık için tehlikeli olabilir ve hastalığa katkıda bulunabilir.


Araştırmalar, aralıklı oruç tutmanın vücuttaki kronik inflamasyon belirteçlerini azaltmaya yardımcı olabileceğini ve artrit, kalp hastalığı ve inflamatuar bağırsak hastalığı dahil olmak üzere çeşitli hastalıkların riskini azaltabileceğini düşündürmektedir.


Aralıklı oruç beyin sağlığını iyileştirebilir
Enflamasyon ve insülin direnci gibi faktörler üzerindeki etkisinin bir sonucu olarak, aralıklı oruç tutmanın beyin sağlığına fayda sağlayabileceğine dair kanıtlar var.


Bu çalışmada, aralıklı orucun yeni sinir hücrelerinin büyümesini artırdığı ve beyin fonksiyonlarını desteklediği bulundu. Diğer çalışmalar, aralıklı oruç tutmayı felç, Alzheimer hastalığı ve Parkinson hastalığı gibi nörolojik durum riskinin azalmasıyla ilişkilendirmiştir.


Aralıklı oruç kanser riskini azaltabilir
Birkaç hayvan çalışmasının sonuçları, aralıklı oruç tutmanın kanser riskini azaltabileceğini düşündürmektedir.


Örneğin, bu çalışmanın sonuçları, aralıklı oruç tutmanın tümörlerin başlangıcını geciktirebileceğini düşündürmektedir.


Aralıklı oruç, sağlıklı kilo kaybı için bir araç olarak vaat etmesi nedeniyle kanserle ilgili faydalara da sahip olabilir, çünkü obezite çeşitli kanserler için önemli bir risk faktörüdür.


Aralıklı oruç ömrü uzatabilir
Aralıklı oruç tutmanın, potansiyel olarak oksidatif stresi (vücuttaki zararlı hücrelerin dengesizliği), sirkadiyen ritimleri optimize etme ve hastalık riskini azaltma yeteneği nedeniyle uzun ömürlülüğü artırabileceğine dair kanıtlar var.


Bu çalışmada, alternatif bir gün oruç diyeti uygulayan sıçanlar, yiyeceğe sınırsız erişimi olanlara göre % 80 daha uzun yaşadılar.


Aralıklı oruç güvenli mi ve dezavantajları var mıdır?




Uzmanlara göre, mevcut kanıtlar aralıklı oruç tutmanın sağlıklı yetişkinler için güvenli olduğunu göstermektedir. Ancak, birkaç istisna vardır.


Örneğin, Bupa, hamileyseniz, tip 1 diyabetiniz varsa, anksiyete veya depresyondan muzdaripseniz veya düzensiz yeme geçmişiniz varsa aralıklı oruç tutmanın uygun olmadığını tavsiye eder. Sonuç olarak, aralıklı oruç tutmayı denemeden önce doktorunuzla konuşmanız önemlidir.


Daha genel olarak, araştırmalar aralıklı oruç tutmanın dikkate değer birkaç potansiyel dezavantajını da vurgulamıştır. Bunları aşağıda inceleyeceğiz.


Not: Aralıklı oruç tutuyorsanız, diyetinizin hala sağlıklı ve dengeli olduğundan emin olmanız önemlidir. Daha az kalori alındığında besin eksiklikleri geliştirme riski artar, bu nedenle bol miktarda meyve, sebze, yağsız protein, kepekli tahıllar ve sağlıklı yağlar yemeye odaklanmak önemlidir.


Aralıklı oruç, enerji seviyelerini olumsuz etkileyebilir
Aralıklı oruç, bazen uzun süre yemek yememeyi içerdiğinden, enerji seviyelerini olumsuz etkileyebilir. Bu, özellikle alternatif gün orucu gibi daha aşırı aralıklı oruç yöntemleri için geçerli olabilir.

Örneğin, bu çalışma aralıklı oruç tutmayı yorgunluk, düşük enerji, sinirlilik ve konsantrasyon güçlüğü ile ilişkilendirdi. Bununla birlikte, diğer çalışmalar bu semptomların genellikle sadece geçici olduğunu ve vücut adapte oldukça zamanla iyileşebileceğini düşündürmektedir.


Aralıklı orucun sürdürülmesi zor olabilir
Bazı durumlarda, araştırmalar aralıklı oruç tutmanın sürdürülmesinin zor olabileceğini düşündürmektedir.


Bu çalışmada, alternatif bir gün oruç programı uygulayan kişilerin % 38'i, kalori kısıtlı bir diyet uygulayanların % 29'una kıyasla, bir yıl içinde çalışmadan ayrıldı. Bu nedenle, aralıklı oruç tutma konusunda yeniyseniz, uzmanlar genellikle 16:8 yöntemi gibi daha az aşırı bir varyasyonla başlamanın en iyisi olduğu konusunda hemfikirdir.


Aralıklı oruç aşırı yemek yemenize neden olabilir
Ne zaman yemek yiyebileceğinize ilişkin kısıtlamaları nedeniyle, bazı insanlar aralıklı oruç tutmanın aslında daha fazla yemelerine neden olduğunu fark eder. Uzmanlara göre bunun nedeni, insanlar olarak oruç tutma dönemlerinin ardından aşırı yemek yemeye yönelik güçlü bir biyolojik itici güce sahip olmamızdır, çünkü yiyecekten mahrum kaldığınızda açlık hormonları aşırı hızlanır.


Oruç tutmak da dahil olmak üzere zor bir şeyi tamamladıktan sonra kendinizi ödüllendirmek istemek de insan doğasıdır. Sonuç olarak, oruç tutulmayan dönemlerde aşırı düşkünlük riski vardır. Yine de, bu herkes için geçerli olmayacak.


Diğer araştırmalar, aralıklı oruç tutmanın metabolizmayı olumsuz etkileyebileceğini düşündürmektedir. Araştırmalar, zaman kısıtlı yeme alışkanlıklarının sirkadiyen ritmi (vücudun iç saati) yanlış hizalayarak metabolizmayı bozabileceğini düşündürmektedir.


Aralıklı oruç, düzensiz yeme riskini artırabilir
Kısıtlayıcı diyetler ve yeme bozuklukları arasındaki bağlantı iyi bilinmektedir.

Aralıklı oruç yöntemlerinin çoğu, insanların belirli yiyecekleri diyetlerinden çıkarmalarını gerektirmese de, zamana dayalı kısıtlamaları yine de zararlı olabilir. Sonuç olarak, araştırmalar aralıklı oruç tutmayı düzensiz yeme riskinin artması ve potansiyel olarak tehlikeli, zorlayıcı davranışlarla ilişkilendirmiştir.


Örneğin, bu çalışma aralıklı oruç tutmayı bulimia ve tıkınırcasına yeme riskinin artmasıyla ilişkilendirdi.


Son düşünceler...
Aralıklı oruç, son yıllarda popülaritesini artırdı ve birçok kişi çeşitli sağlık yararları olduğunu iddia ediyor. Daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulsa da, kilo kaybından diyabet yönetimine kadar her şey üzerindeki etkilerine ilişkin ilk çalışmalar umut verici olmuştur.


Aralıklı oruç deneyimleriniz nelerdir? Paylaşmak istediğiniz herhangi bir ipucu var mı? Aşağıdaki yorumlarda sizden haber almak isteriz.


Francesca Williams







Efsane: (Isı) Sızma Zeytinyağı ile yemek yapamazsınız 
Bu yanlış. Yüksek düzeyde doğal antioksidanlar içeren yüksek kaliteli Sızma Zeytinyağı ile pişirmek güvenli ve uygundur. Bu antioksidanlar, ısıtıldığında doğal olarak stabil olan yağı koruyarak, Sızma Zeytinyağı'nı yemek pişirmek için çok sağlıklı bir seçenek haline getirir (derin kızartma, tavada kızartma, sote, fırında pişirme vb.) [1-7]

Efsane: Sızma Zeytinyağı / Zeytinyağının son kullanma tarihi yoktur
Tüm yağlar zamanla bozulur ve en iyi şekilde mümkün olduğunca taze tüketilir. Yağı taze tutmak için, kullanılmadığı zaman kapağı şişenin üzerine sıkıca gelecek şekilde serin ve karanlık bir yerde saklayın. [8-9]

Efsane: Zeytinyağını Isıtmak Trans Yağ Üretimine Yol Açar
Trans yağlar çoğunlukla endüstriyel mutfaklarda kısmi hidrojenasyon yoluyla üretilir ve bu da evsel veya ticari bir mutfakta çoğaltılamaz. Zeytinyağı ev tipi mutfak ortamında sınırlı süreler boyunca ısıtıldığında trans yağ üretimi yoktur. [10]

Efsane: Bulutlu Sızma Zeytinyağı ekşimenin bir işaretidir
Aslında, bir yağdaki bulanıklık tazeliğin bir işareti olabilir. Bir zeytinin taze sıkılmış suyu olan yeni mevsim yağı, bazen diğer meyve sularında olduğu gibi, zamanla çökecek az miktarda doğal nem içerebilir. [11]

Efsane: Bir Zeytinyağının kalitesini rengine bakarak belirleyebilirsiniz
Kaliteli bir Sızma Zeytinyağı, hangi zeytin çeşidinin kullanıldığına, iklime ve hasat zamanına bağlı olarak renk olarak (soluk sarıdan koyu yeşile) değişecektir. [12]

Efsane: Sebzeleri Sızma Zeytinyağı ile pişirdiğinizde sebzeler antioksidanlarını kaybeder
Bu yanlış. Son kanıtlar, Sızma Zeytinyağı ile yemek pişirirken (derin kızartma ve soteleme dahil), pişmiş gıdadaki toplam fenollerde (antioksidanlar) (özellikle çiğ sebzeleri pişirirken) bir artış olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, sebzeleri suda kaynatırken, düşük bir toplam fenol seviyesi vardır. [13]

Efsane: Yapışmaz tavalarla yemek pişirirken Sızma Zeytinyağı kullanamazsınız
Bu, onu destekleyecek hiçbir teknik kanıt içermeyen yaygın bir efsanedir. Bu bilgiler genellikle belirli mutfak gereçleri üreticilerinden gelir. Zeytinyağındaki yağ asitlerinin, yapışmaz tavalar veya bu konuda herhangi bir tava kullanıldığında diğer yağlardaki yağ asitlerinden farklı davranması gerektiğini gösteren doğrulanmış bir bilimsel kanıt yoktur. Yüksek kaliteli bir Sızma Zeytinyağı kullanırken, yüksek tekli doymamış yağ seviyelerine ek olarak yağdaki yüksek doğal antioksidanlar, yağın tavada parçalanmasını ve potansiyel olarak uçucu bileşikler oluşturmasını önleyecektir. [14]

Kaynaklar

1. de Alzaa A, Ravetti L, Guillaume C. Preliminary results from the Evaluation of chemical and physical changes in different commercial oils during heating. 2017. Modern Olives.

2. Ramirez-Anaya J, Samaniego-Sanchez C, Castaneda-Saucedo M, Villalon-Mir M, Lopez-Garcia de la Serrana H. Phenols and the antioxidant capacity of Mediterranean vegetables prepared with extra virgin olive oil using different domestic cooking techniques. Food Chem. 2015;188:430–8.)

3. Allouche Y et al. 2007 How Heating Affects Extra Virgin Olive Oil Quality Indexes and Chemical Composition. J Agric Food Chem. 55: 9646-54

4. Casal S et al. 2010 Olive oil stability under deep-frying conditions. Food Chem Toxicol. 48: 2972-7. 

5. Gomez-Alonso S et al. 2003 Changes in Phenolic Composition and Antioxidant Activity of Virgin Olive Oil during Frying. J Agric Food Chem. 51: 667-67.

6. Perez-Herrara A. et al. 2013 The antioxidants in oils heated at frying temperature, whether natural or added, could protect against oxidative stress in obese people. Food Chem. 138; 2250-2259

7. Jiyeong L, Dong A, Jung K, et al. Influence of extra virgin olive oil on the formation of heterocyclic amines in roasted beef steak. Food Sci. 2011;20(1):159–65.

8. Olive Oil Source. Keeping olive oil fresh. At: https://www.oliveoilsource.com/page/keeping-olive-oil-fresh

9. Guillaume C, Ravetti L. Shelf-life prediction of Extra Virgin Olive Oils using an empirical model based on standard quality tests. Journal of Chemistry. 2016;doi.org/10.1155/2016/6393962.

10. Aroma Dictionary. Frequently asked questions about Extra Virgin Olive Oil. At: http://www.aromadictionary.com/oliveoilfaq.html

11. Australian Extra Virgin Olive Oil. The fresh test! Is your olive oil an extra virgin At: https://australianextravirgin.com.au/is-your-evoo-fresh/

12. Aroma Dictionary. Green is good, but so is gold: the colour of Extra Virgin Olive Oil. At: http://www.aromadictionary.com/EVOO_blog/?p=372

13. Ramirez-Anaya J, Samaniego-Sanchez C, Castaneda-Saucedo M, Villalon-Mir M, Lopez-Garcia de la Serrana H. Phenols and the antioxidant capacity of Mediterranean vegetables prepared with extra virgin olive oil using different domestic cooking techniques. Food Chem. 2015;188:430–8.

14. Australian Olive Association. Pots, pans, woks and Extra Virgin Olive Oil…a mismatch or a perfect mix? At: http://www.oliveswa.com.au/resources/Cooking-with-EVOO-Smoking-Point.pdf